bursa escortbeylikdüzü escortbursa escortistanbul escortbursa escortistanbul escortmersin escort bayanescort kayseriafyon escortescort bayan bursaeskişehir escortatasehir escort bayanizmir escorterotik film izleerotik film izleporno

Bilişsel Terapi


 

Bilişsel Terapi

"Akıl bir gemi, fikir onun yelkeni, kullanabilirsen kendini, yoksa el kullanır seni."

Bilişsel yaklaşım Aaron Beck tarafından ortaya konulmuştur. Bu yaklaşım, kişilerin duygu ve davranışlarının kendi oluşturdukları dünya ve yaşantı ile büyük ölçüde belirlenmesi kuramına dayanır. Bir kişinin oluşturduğu dünya, bilişlerle ve olasılıklarla yapılaşır. Genel olarak algılama ve yaşantı hem denetleyici hem de içe bakış bilgilerinin etkin süreçleridir. Danışanın bilişleri iç ve dış uyaranların bir bileşimini oluşturur. İnsanların bir durumu nasıl değerlendirdikleri genellikle bilişleri ile bellidir. Bu bilişler insanların bilinçliliğinin gidişini veya bunlardaki bozukluğu, dünyayı, kendilerini, geçmişlerini ve geleceklerini algılamalarını yansıtır. İnsanların bilişsel yapıları altındaki içerikteki değişiklikler onların duygulanım durumlarını ve davranış örüntülerini etkiler.

Bilişsel Yaklaşımın İlke ve Özellikleri;
" Bilişsel teknik, bilişsel model üzerine kuruludur.
" Sorunun geçmiş kaynakları önemlidir. Ancak geçmiş odaklı değildir. Kısa sürede uzlaşma vardır.
" Bilişsel tekniklerde danışan danışman arasında ortak bir çaba vardır. Danışan ile birlikte bu görüşme yürütülür.
" Bilişsel teknikte anlaşılmayanı anlaşılır duruma getirme önemli olduğu için bilgilendirme çok önemlidir.
" Geleceğe yönelik gerçekçi şemalar oluşturmayı sağlamak amaçlardan birisidir.

Herhangi bir durumu veya olayı yorumlamamızı sağlayan bilişsel sistemimiz zaman zaman duruma ilişkin ipuçlarını
gerçekte olduğundan farklı değerlendirip durumu gerçekte olduğundan farklı algılayabilir. Bilişsel sistemimiz mükemmel değildir. Zaman zaman yorumlama hataları yapabilir. Tüm bunların üzerine bir de içinde bulunduğumuz duygu durumunun
verileri eklenince bazı durumlarda somut koşulları yeterince objektif değerlendirememek oldukça doğaldır. Bu olgu atasözlerimizde dahi belirtilmiştir;
"Öfkeden burnunu ucunu görememek"
"Şaşkınlıktan ne yapacağını bilemez duruma gelmek"
"Gözlerini kan / nefret bürümek"

BİLİŞSEL MODEL

Düşünce, duygu ve davranışlarımız bir bütün halindedir. Her biri bir diğerini etkiler. Olumsuz bir duygu durumu içerisinde olduğumuzda aklımızdan geçen olumsuz düşünceler moralimizin daha da bozulmasına neden olur. Moralimizin bozulması ise çoğunlukla durumu düzeltmeye yarayacak yapıcı davranışlar yerine canımızı sıkan ve durumu bizim için daha da zorlaştıracak davranışlar içine girmemize neden olabilir. Ortaya koyduğumuz olumsuz davranışlar bazen olumsuz olayların başımıza gelmesine de neden olabilir. Örneğin gireceğimiz sınavda çok başarısız olacağımıza ilişkin sorgulanmaksızın kabul ettiğimiz bir düşünce, sınava çalışma motivasyonumuzu düşürür. Ve sonuçta korktuğumuz şey başımıza gelir. Var olan durum hakkında alternatif düşünceler üretmek aynı durumu daha gerçekçi değerlendirmeye ve yapıcı davranışlar üretmeye yardımcı oluyor. Bu "Pollyannacılık oynamak" değil, var olan durumun daha somut ve nesnel bir değerlendirmesini yapmaktır. Yani bir anlamda resmin tamamını görebilmek için çaba sarfetmektir. Çünkü,
" yoğun duygular içerisinde olduğumuzda nesnel değerlendirme yapamadığımız zamanlar olabilir,
" var olan durumu olduğundan çok daha abartılı olarak yorumluyor olabiliriz.

Olumsuz hissettiğimiz anlarda aşağıdaki yöntemler işimize yarayabilir:
1-DUYGUYU BELİRLEMEK
İçinde bulunduğumuz duygu durumunu belirlemeye çalışmak.
"Öfkeli veya üzüntülü müyüm?"
"Yoğun bir kaygı mı yaşıyorum?"
2-DÜŞÜNCELERİ KAYDETMEK
Olumsuz düşünceleri mümkün olduğu kadar çabuk bir kenara yazmak genellikle işe yarar. Çünkü zaman geçtiğinde unutulma olasılıkları yüksektir. "O anda aklımdan neler geçiyordu?" Durumun tanımını yapmak olumsuz düşünceleri hatırlamakta çoğunlukla işe yarar. "O anda neredeydim?" "Ne yapıyordum?" "Yanımda kim(ler) vardı? Bu insan(lar) benim için ne
ifade ediyor?"
3-SORGULAMAK
Düşüncelerin gerçekçiliğini sorgulama aşamasıdır. "Bu düşündüklerim ne kadar gerçekçi?" "Böyle düşünmek bana ne katıyor?"
"Bana yararlı düşünceler mi yoksa daha olumsuz hissetmeme mi yol açıyorlar?"
4-ALTERNATİF DÜŞÜNCE GELİŞTİRMEK
Daha gerçekçi, yararlı ve duruma uygun düşünceler bulmak. "Daha keyifli olduğum bir anda ne düşünürdüm?" "Güvendiğim bir arkadaşıma bu düşüncemi söylesem bana ne derdi?" "Aynı şeyi sevdiğim bir arkadaşım bana anlatsa ona ne
derdim?" "Ne tür düşünce hataları yapıyorum?"
Düşünce Hataları
1. Aşırı genellemek
2. Ya hep ya hiç şeklinde düşünmek (kutuplaştırmak)
3. Olumsuzlukları büyütmek (olumsuz süzgeç)
4. Olumluyu geçersiz kılmak
5. Karşımızdakinin zihnini okumak
6. Hatalı falcılık yapmak
7. Duygusal mantık yürütmek
8. Me"li ma"lı şeklinde düşünmek
9. Etiketlemek
10. Kişiselleştirmek
11. Felaketleştirmek

Olumsuz duygularımızla başa çıkmayı öğrenmek başlangıçta kolay olmayabilir. Çektiğiniz güçlük cesaretinizi kırmasın. Olumsuz düşünceleri yakalamak ve alternatif fikirler üretmek herhangi bir beceri gibidir. Zaman alır. Düzenli bir şekilde alıştırma yaparak alışkanlık haline gelip zamanla hızlanabilir. Unutmayın, temel amaç resmin tamamını görebilmek için çaba
sarfetmektir. Bu amaçla olumsuz düşünce kayıt formundan yararlanabilirsiniz.

Olumsuz Otomatik Düşünceler - OOD
Temel kabuller ve afonksiyonel şemaların geçerliğini temin etmek için üretilen düşüncelerdir. Olumsuz otomatik düşünceler göreceli olarak daha kolay düzeltilip olumluları ile ikame edilebilirken, afonksiyonel şemalar ve temel kabullerin değiştirilmesi daha zor ve daha uzun süreli derinliğine çalışmayı gerektirirler. OOD'ler imajinasyon tekniği veya hipnozla daha kolay yakalanır. Kişi OOD'lerinin farkında değildir ve işlevsel olmayan düşüncelerdir. Sadece duyguyu yaşar. Yaşadığı duygunun linkini bulması OOD'dir.

OLUMSUZ DÜŞÜNCELERİNİZE MEYDAN OKUMANIZA YARDIMCI OLABİLECEK SORULAR
-Durumu yeterince değerlendirmeden acele sonuçlara mı varıyorum?
-Böyle düşünmek beni nasıl etkiliyor?
-Bu düşüncenin avantaj ve dezavantajları nelerdir?
-Küçük bir olumsuzluğu genel bir doğruymuş gibi mi algılıyorum?
-Tek bir olumsuz olaydan hareketle durumun kötü olduğuna ilişkin çıkarımlar mı yapmaya başlıyorum?
-Ya hep ya hiç şeklinde mi düşünüyorum?
-Olumlu olan tarafları göz ardı mı ediyorum?
-Cevabı olmayan sorular mı soruyorum?
-Sadece benim bakış açımın mı doğru olduğunu varsayıyorum?
-Durumu ve olayları kabul etmek ve başa çıkmaya çalışmak yerine sadece söyleniyor muyum?
-Elimde yeterli veri olmadan karşımdakinin ne düşündüğünü tahmin etmeye mi çalışıyorum?
-Olayların olumsuz gideceğine ilişkin önyargılarım mı var?
-Gerçeği duygularımdan yola çıkarak mı bulmaya çalışıyorum?
-Kendi kendime koyduğum mükemmeliyetçi kuralları gerçek ve değişmez olgular olarak mı varsayıyorum?
-Durumumu değiştirmek için elimden bir şey gelmeyeceğine mi inanıyorum?
-Benim hatam olmayan bir durumdan dolayı kendimi mi suçluyorum?
-Herşeyi çok kişisel olarak mı değerlendiriyorum?
-Mükemmel olmaya mı çalışıyorum?
-Deneyip görmek yerine falcılık mı yapıyorum?
-Durumu net olarak görüp değerlendirmeye çalışmak yerine sadece isimlendirmeye mi çalışıyorum?

Afonksiyonel Şemalar
Kişinin olaylar ve nesneler karşısında önyargılı bir şekilde iletişim sistemini oluşturan katmandır. Önyargılar, tutumlar ve tabulardır. Birey, yaşamını ve yaşam alanını temelde anne-babadan aldığı temel kabuller çerçevesinde, kendi tecrübeleriyle oluşturduğu fonksiyonel olmayan kabulleriyle birleştirerek yeni bir alan seçer. Bu alan içerisinde yaşamını ve nesne ilişkilerini sürdürür. Bunların devamlılığı kişinin varoluşunu devam ettirir. Ancak bu varoluş bazı bireylerde mutluluk ve keyif halini alırken, bazılarında sıkıntı, bunaltı ve çaresizlik meydana getirir. Temel kabulleri ve afonksiyonel şemaları sorgulama ve değiştirme imkânı olmadığından yeni olaylarla karşılaştığında otomatik düşünce kalıpları aktive olarak arka plandaki ana yapının işlerliğini devam ettirmeye çalışırlar. Bu da kişinin hayat içerisindeki varlığını sürdürmesine neden olur ve de hiçlik ile yokluk karşısında alınması gereken en önemli tedbirdir. Ancak bireyin ebeveynden aldığı temel kabulleri, tecrübesiyle elde ettiği yargıları ve bunlara bağlı yeni nesne ilişkilerinde otomatik düşünce aktivasyonu bireyi bir sonuca götürür. Bu sonuç sağlıklı bir zeminde gelişmiş ise birey mutlu ve huzurludur. Bu zincirin halkaları patolojik bir yapılandırma şeklinde oluşmuş ise birey mutsuz huzursuz ve sıkıntılıdır. Bizim görevimiz patolojik bir süreç işleyerek oluşturulmuş olan bu bilişsel yapılanmanın hatalı tarafını bularak bu kısımları daha sağlıklı yapılarla donatıp değiştirmeye çalışmaktır.

Telafi Edici Stratejiler
Kişinin değersizlik veya yetersiziliğini bilinçsiz olarak ıspatlamaya çalışmasıdır. Kişi bunun için küsme, kenara çekilme vb. fark edilme davranışlarına bürünür. Geçmişte fonksiyonel olan ve işe yarayan stratejilerdir ama bugün afonksiyonel olmuşlardır. Örnek olarak, kişinin geçmişte yani çocukken küsmesi ve daha sonra annenin ona gelip gönlünü alması gibi kişi yetişkinliğinde de küser ve birinin gelip gönlünü almasını bekler. Örnek olarak; dışarıdaki yemekler pis gibi bir OOD'si olan kişi, Arena programlarında anlatılan pis lokanta veya imalathane haberlerine daha çok inanır ve bunu bir kanıt olarak kabul eder.

Temel Kabuller
Biyolojik öğrenmenin ilk nöronal yollarının meydana geldiği veya bilinçdışı kişilik örgütlenmelerinin dinamik süreçleri bulunduğu katmandır. Güven, sevilmek, kabul edilmek, fark edilmek, var olma, anlaşılmak, değerli olduğunu hissetmek en temel kabullerimizdir. Bu ihtiyaçlar kişinin temelinde varsa, kişilik oturmuş ve sorun yoktur. Bu ihtiyaçlar geçmişte yeteri kadar karşılanmamış ise sorun vardır. kişi suçu karşısındakilerde arar. Sevilmeyi bir takım ön şartlara bağlar. Bu çok önemli bir çekirdektir. Çocukluğumuzdan beri kendimize kazandıradığımız bazı temel kabuller vardır. Bu temel kabuller tamamen çevremizdeki diğer insanların ve dış dünyanın gerçeklerine bağlıdır. Bu öz inançları, dışsal dünyayı anlamak, ana tepkiler vermek ve genel bir
felsefe geliştirmek için kullanıyoruz.