Aileden Sorumlu Devlet Bakanı S. Aliye Kavaf’tan CİSED’in Eşcinsellik Açılımı’na destek geldi...
.png)
Son yıllarda eşcinsellik konusunun "tartışılamayan bir tabu" haline getirildiğini savunan Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED); Dr. A. Cem Keçe'nin yeni çıkan "Eşcinsellik Kader Değildir" adlı kitabını tanıtmış ve "Eşcinsellik Açılımı" yapmıştı. Aileden Sorumlu Devlet Bakanı S. Aliye Kavaf’tan Basın açıklamaları ve anket çalışmalarıyla ülkemizde gündem yaratabilen CİSED’in Eşcinsellik Açılımı’na destek geldi.
14 yaşında oğlu için ağlamaklı bir şekilde bizi arayan baba; “oğlum daha 14 yaşında nasıl eşcinsel olur?” diye haykırıyordu. İstanbul’da bir uzmana başvurmuşlar ve uzman yaptığı 15 dakikalık görüşme sonrası; babaya “bu oğlunuzun cinsel kimliği, onu bu şekilde kabul edeceksiniz, eşcinsellik doğuştan gelen bir durumdur, en az heteroseksüellik kadar normal bir durumdur” derken, oğluna ise; “bu durumu kabullenmekten başka çaren yok” demiştir. Bunun üzerine baba; “oğlumun hiç kimseyle bir ilişkisi olmamış, bu sadece, ben onu internette gay pornolarını seyrederken yakaladığım için bana açıklamak zorunda kaldığı bir his, ayrıca oğlum bana kadınlardan da hoşlandığını söyledi, sadece kafası karışmış, ben uzun yol şoförü olduğum için evde çok bulunamadım, oğlum daha çok annesi ve ablası ile vakit geçirdi, onlardan etkilenmiş olabilir mi?” diye sormuş. Uzman; “yapacak hiçbir şey yok, bu durumu kabulleneceksiniz” diyerek aileyi göndermiş. Peki ama babanın bile dikkatini çeken bu tuhaflığı, bir uzman neden normal bir durum gibi aileye dikte etmiştir? "Eşcinsellik gerçekten doğuştan gelen bir durum mudur?" "Eşcinsellik kader midir?" İşte bu soruların yanıtları:
Aileden Sorumlu Devlet Bakanı S. Aliye Kavaf’tan CİSED’in Eşcinsellik Açılımı’na destek geldi
Hürriyet Gazetesi’nde Faruk BİLDİRİCİ’yle yaptığı röportajda CİSED’in Eşcinsellik Açılımı’na destek veren ve son günlerde “dizilerdeki cinsellikten irrite olduğu” demeçleriyle gündeme gelen Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı S. Aliye Kavaf; “Eşcinseller yok demiyoruz, tedavi edilmeliler. Ben eşcinselliğin biyolojik bir bozukluk, bir hastalık olduğuna inanıyorum. Tedavi edilmesi gereken bir şey bence. Dolayısıyla eşcinsel evliliklere de olumlu bakmıyorum. Bakanlığımızda onlarla ilgili bir çalışma yok. Zaten bize iletilmiş bir talep de yok. Türkiye’de eşcinseller yok demiyoruz, bu vaka var.” dedi ve CİSED’in Eşcinsellik Açılımı’na destek verdi.
Eşcinsellik tercih değildir, ama eşcinsel ilişki yaşamak bir tercihtir
Eşcinselliğin tedavi edilebileceği ile ilgili görüşlerinin tam olarak anlaşılamadığını söyleyen CİSED Genel Başkanı Dr. A. Cem Keçe; “CİSED olarak, “tüm eşcinselleri tedavi etme çabasında ve ısrarında olduğumuz, hatta onları zorladığımız” gibi çarpık ve çirkin iddialar, bazı kötü niyetli kişi ve kurumlar tarafından dillendirilmektedir. Oysaki biz CİSED olarak, tedavi arayışında olan, tedavi olamayacaksa intihar etmeyi düşünen ve değişim isteyen eşcinsellere de tedavi şansının verilmesi gerektiğine inanıyoruz. Çünkü biz, eşcinselliğin doğuştan olmadığını, çocuklukta aile içinde yaşanan bazı travmalardan kaynaklanan gelişimsel bir kusur olduğunu ve kişisel bir tercih olmadığını düşünüyoruz. Bize göre eşcinsellik bir tercih değildir, ancak kişi eğer eşcinsel dürtülerini eyleme dökerse yani eşcinsel ilişki yaşarsa o zaman bu onun bilinçli seçimidir, bilinçli tercihidir, buna da kimse bir şey diyemez, dememelidir. Ancak eşcinsellik konusunda her ruh sağlığı profesyoneli gibi bir duruş sergilemek de gerekmektedir. Bir grup ruh sağlığı profesyoneli, eşcinselliği değişemez tek bir yapı olarak ele alma eğilimindeyken; bir grup ruh sağlığı profesyoneli de eşcinselliğin tek bir yapı olarak ele alınmaması gerektiğini ve bazı tiplerinin tedavi edilebileceğini görüşünü savunmaktadır. Biz CİSED olarak ikinci görüşteyiz.
Eşcinsellik tek bir yapı değildir
Eşcinsel yönelimlerinden duyduğu rahatsızlığı ifade eden ve tedavi arayışında olan kişilere “hasta” denilebileceğini ve isterlerse tedavi olabileceklerini ifade eden CİSED Genel Başkanı Dr. A. Cem Keçe; ''Eşcinsellikte tek bir yapı değildir, çeşitli alt tipleri vardır ve eşcinselliğin bazı tipleri tedavi edilebilir. Bu bağlamda, kendi özgür seçimi ile eşcinsellikten kurtulmak isteyenlere tedavi imkânı sağlamamak, “bu tedavi edilebilen bir hastalık değildir” demek, gerçekte eşcinselleri küçük düşüren ve ahlaki olmayan bir tutumdur. Eşcinsel yönelim birçok farklı şekilde ortaya çıkabilmektedir. Egosintonik dediğimiz kendisiyle ve benliğiyle uyumlu gerçek eşcinsellik tipine giren bir kişi, eşcinsel kimliğinden memnundur, kendisini böyle kabul etmiştir ve duygu, düşünce ve eylemlerinden rahatsızlık duymaz. Bu kişiler zaten cinsel kimliklerinde bir sorun olmadığı için değişim ve onarımı içeren bir tedavi arayışında da olmazlar. Kimse de onları tedavi olmaya zorlayamaz. Çünkü gerçek eşcinsellik, 1974’ten beri psikolojik ve ruhsal hastalık sınıflamasına göre bir hastalık olarak kabul edilmemektedir. Ancak kendini bu şekilde kabullenemeyen yalancı, geçici ya da eyleme vurmayan eşcinseller de vardır ve bu kişiler tedavi arayışı içersindedirler. Eğer kişi eşcinsel bir yaşam sürmek istiyorsa buna saygı duyulmalıdır, ancak eğer kendini bu şekilde kabullenemiyor ve değişmek istiyorsa buna da saygı duyulmalıdır. Farklı görüşler olmasa, herkes aynı görüşte olursa toplum gelişebilir mi? Biz de sunduğumuz ve tüm dünyada saygı gören ve hızla yayılan görüşlerimize saygı duyulmasını bekliyoruz.'' dedi.
Eşcinselliğin 12 alt tipi var
İnsanı okurken sarsacak kadar gerçekçi bir başyapıt olan "Eşcinsellik Kader Değildir" adlı kitabın psikoloji ve cinsel sağlık bilimin en iyileri arasında yerini alacağını ve soluk soluğa okunurken keyif duyulacağını ifade eden CİSED Genel Başkan Yardımcısı Psikolog Gülüm Bacanak; CİSED Genel Başkanı Dr. A. Cem Keçe’nin “Eşcinsellik Kader Değildir” adlı kitabıyla vermeye çalıştığı mesajlar özet olarak şunlardır:
—Eşcinsellik kader değildir.
—Eşcinseller hasta değildir. Çünkü kişi hasta olup olmadığına kendi karar vermelidir.
—Eşcinsellik tek bir durum değildir, birçok alt tipi vardır.
—Eşcinselliğin 12 alt tipi vardır. Bunlar;
A-Açık eşcinsellik
1-Gerçek eşcinsellik
2-Yalancı eşcinsellik
3-Eyleme vurulmayan eşcinsellik
4-Geçici eşcinsellik
5-Durumsal eşcinsellik
6-Cinsel fantezilerin eyleme vurulduğu eşcinsellik
7-Seks işçiliği şeklinde yaşanan eşcinsellik
B-Gizli eşcinsellik
8-Homofobik tutumlarla kendini gösteren gizli eşcinsellik
9-Eşcinsel olma korkusu veya takıntısıyla kendini gösteren gizli eşcinsellik
10-Maçoluk veya aşırı erkeksi tavırlarla kendini gösteren gizli eşcinsellik
11-Aşırı çapkınlık yapma eylemleriyle kendini gösteren gizli eşcinsellik
12-Heteroseksüel olduğunu düşünme şeklinde kendini gösteren gizli eşcinsellik
—Gerçek eşcinsellik adı verilen alt tip bir hastalık olarak görülmemelidir. Bu arkadaşlarımızın eşcinsel yönelimlerinden vazgeçip heteroseksüelliğe dönüşümlerini içeren bir tedavi de tıp ahlakına uygun değildir. Çünkü bu arkadaşlarımız kendilerini hasta olarak görmemekte ve değişim talebinde de bulunmamaktadırlar. Ayrıca 1974 yılında Amerikan Psikiyatri Birliği ve daha sonra 1992 yılında Avrupalılar (ICD) ve70′li yıllarda Dünya Sağlık Örgütü (WHO), bu tip eşcinselliği hastalıklar ve rahatsızlıklar kapsamından çıkartmıştır. Benzer şekilde Amerikan Psikoloji Derneği (APA) da bu tip eşcinselliğin bir tercih olmadığını, doğal olduğunu ve değiştirilemeyeceğini açık ve net bir şekilde belirtmiştir.
—Eyleme vurmayan eşcinsellik, geçici eşcinsellik ve yalancı eşcinsellik olarak tanımlanan alt tipler tedavi edilebilir. Yani bu tipe giren bir eşcinsel arkadaşımız yaşadıklarından ve hissettiklerinden rahatsızlık duyuyor ve bunları değiştirmek istiyorsa, bunu başarabilir. Değişim için inanması ve istemesi yeterlidir. Çünkü her şey kişinin kendi elindedir; yenmekte, yenilmekte, başarmakta, başaramamakta.
—Ruh sağlığı profesyonelleri eşcinsel yöneliminden rahatsızlık duyan ve değişim isteyen eşcinsel arkadaşlarımızı görmezden gelme eğiliminden vazgeçmelidir.
—Eşcinsel lobi gerçek eşcinsellerin haklarını ve varoluş mücadelelerini savunurken; yaşadıklarından ve hissettiklerinden rahatsızlık duyan ve değişim isteyen diğer eşcinsellerin tedavi arayışlarını da desteklemeli ve onlara “hain evlat ökkeş muamelesi” yapmamalıdır.
—Homofobi tanımı daraltılmalıdır. Eşcinsellere saldırı ve şiddet uygulanmasını referans noktası alan homofobi, bir insanlık suçudur." dedi.
Kral çıplak
Eşcinsellik sadece zekilerin görebildiği iddia edilen bir elbise diktiren çıplak kral hikayesine benzetildi ve adeta tabulaştırıldı. "Kral çıplak" diye haykıran çocuğun sesi gibiydi "Eşcinsellik Kader Değildir" adlı kitabımız. Son yıllarda başta ruh sağlığı profesyonelleri, entellektüeller ve medya olmak üzere herkes, sözbirliği etmişçesine, eşcinselliğe görünmez kumaştan alımlı bir elbise dikmeye çalıştı. Aslında medya mensupları da, din adamları da, ruh sağlığı profesyonelleri de farkındaydı eşcinselliğin üzerinde öyle değişik bir elbise bulunmadığının, halk da. Yani kralın çıplak olduğunu herkes görüyor, kulaktan kulağa söylüyordu; ancak tarif edilen elbise dikilebilse kralın üzerinde öyle güzel duracaktı ki herkes bu ortak yalana inanmış gibi yapmayı seçti: "Eşcinsellik üçüncü bir cinsiyettir", "Eşcinsellik bir tercihtir", "Eşcinsellik doğuştan gelen, genetik bir yapıdır", "Eşcinsellik hastalık değildir" gibi farklı türünden hayranlık cümleleri döküldü ağızlardan. Böylesi işine gelenler yani bilimsel bir meseleye ideolojik yaklaşanlar kralın yani eşcinselliğin gerçek fotoğrafını çekmeye hiç yanaşmadılar. Kralın üstünde elbise filan olmadığını görenler de yobaz, aptal, çağ dışı, homofobik hatta gizli eşcinsel yerine konmamak için susmayı tercih ettiler. Ancak gerçek: "Kral çıplak... Kral çıplak!.." Bu nedenle kimsenin tartışmaya cesaret bile edemediği ve aykırı fikirlerini kapalı kapılar ardında sessizce paylaşabildiği eşcinsellik hakkında, kitap yazmak cesaret ister, yürek ister. Çünkü, bir kısım ruh sağlığı profesyoneli, eşcinsellik ile ilgili ayrımcılığa haklı olarak tepki gösterirken, aynı zamanda bilimsel düzlemde “eşcinsellik nedir?” tartışmasını sürdürmeyi de sanki ayrımcılığa yol açacak tehlikeli bir durummuş gibi baştan sansürlemektedir. Normallik çok göreceli bir kavramdır. Anormal olanın ayrımcılığa tabi tutuluyor olması, anormali normal zırhıyla koruma altına almamızı da gerektirmez. Bu noktada yapılması gereken, eşcinselleri var olmak istedikleri biçimde kabul ederken ve haklarını savunurken; eşcinsellikle ilgili eleştirel düşüncelere sahip olanların, ruh sağlığı camiasından dışlanmaması, bu fikirlerinden ötürü ayrımcılığa tabii tutulmaması, gizli eşcinsel veya homofobik diye yaftalanmamasıdır. Çünkü işin doğası gereği insana dair her durumun tartışılabilir olması gerekir, eşcinsellik tartışılmaz bir tabu veya dogma değildir. Bu varoluş halinin tartışılıyor olması, bu halde olan insanlara karşı ayrımcılığı meşrulaştırmadığı gibi, eşcinselliği de meşrulaştırmaz.
Eşcinsellik açılımı
“Eşcinsellik Kader Değildir” adlı kitabımızla ülkemizde bir tabu haline getirilmeye çalışılan eşcinsellik meselesinin tartışmaya açılmasına yardımcı olduğumuza inanıyorum. Bu kitap ülkemizde adeta bir eşcinsellik açılımı yapmıştır. Her insanın bir dünya görüşü ve hayata bir bakış açısı vardır. Farklı görüşler hayatı zenginleştirir. CİSED olarak eşcinsellik konusunda bizim görüşümüz; değişmek isteyenlere bir seçenek sunulmasıdır, ancak kimseye zorla, istemediği halde "sen tedavi olmalısın" deme gibi bir hakkımız da olamaz. Bu ayrımın iyi yapılması gerekmektedir. Aslında ülkemizde pek çok ruh sağlığı profesyonelinin, eşcinselliği bir hastalık olarak kabul ettiğini ve tedavi arayışındaki eyleme vurmayan eşcinsellik, geçici eşcinsellik ve yalancı eşcinsellik olarak tanımlanan alt tiplere giren eşcinsel arkadaşlarımızın tedavilerinin ret edilmesine olumlu bakmadıklarını biliyoruz. Ancak kimse eşcinsellik hakkındaki düşüncelerini cesaret edip kamuoyu önünde tartışamıyor, çekiniyorlar. Tabi bu durumda, azınlıkta kalan ama sesi çok çıkan bir grupta; argümanlarını, DSM (The Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders)'ye Amerikan Psikoloji Derneği (APA)'ya veya ve kesinlikle politik olduğunu düşündüğümüz diğer eğilimlere göre oluşturmakta ve sunmaktadır. DSM, ruhsal hastalıklar için tanı ölçütüdür ve Amerikan Psikiyatri Birliği (American Psychiatric Association) tarafından yayınlanır. İlk defa 1952'de yayımlanan DSM, tamamen keyfi olarak, ilaç firmalarının psikiyatristlerle birlikte çalışıp oluşturdukları, bir bakkalın mallarını tasnif defteri gibi hastalıkları sınıflandıran bir kuruluştur. Oysaki, eşcinsellik tartışmalarının nereye dayanarak veya neyi arkamıza alarak yaptığımız çok önemlidir. Ruh sağlığı profesyonelleri başları sıkışınca, o çok eleştirdikleri DSM'yi veya yerine göre işkenceye aracı olma veya destekleme iddialarıyla gündeme gelen APA'yı da arkalarına alıp "ama APA böyle diyor, DSM'de öyle yazıyor" dememelidirler.
Doğru ve sağlıklı bilgi halka taşınmalıdır
Başta eşcinsellik olmak üzere, psikolojik sorunlar hakkında bilgi sahip olmak, sorunu yaşayan kişilerin başa çıkma becerilerine ve mahrem çevrelerinin onları anlama kapasitesine katkı sağlayacaktır. Sıkıntı veren sorunlarla ilgili en kalıcı ve etkili bilgi ise, bu konu hakkında ki yaşam öyküleridir. Bu nedenle Eşcinsellik Kader Değildir adlı kitabımızda etik kurallar içerisinde, vaka deşifrelerine yer vererek, daha önce yaşanılan hayat tecrübelerinin ve bu tecrübelerden edinilecek bilginin kalıcı olarak yerleşmesini de hedefledik. Çünkü bilgi, en başta kişinin kendini bilmesi, insan olarak kendi var oluşunu sorgulaması ve yaşadıklarını anlamlandırabilmesi için gereklidir. Kendi varlığının bilincinde olmayan kişilerin, başkaları ve kendisi hakkındaki yorumları da sıkıntı verici olacaktır. Bu nedenle, doğru ve sağlıklı bilgiyi halka taşımada ve böylece kamunun çıkarlarını korumada bilim insanlarına önemli görevler düşmektedir. Gerçekleri ve bildiğini halka anlatmayan, halkın aydınlanmasını önemsemeyen bilim insanları, zaman içinde kendileri de cehaletin bir parçası olmaktan kurtulamazlar. Bunun yerine, bildikçe, bilginin sonsuzluğu karşısında ne kadar az şey bildiğinin aczi içinde alçak gönüllülüğü yeğleyen bilim insanlarına ülkemizin her geçen gün daha fazla ihtiyacı vardır. Bu nedenle bilgiyi paylaşmak ve kitaplaştırmak çok keyifli bir maceradır.
Yeter ki inan ve iste, başarabilirsin
Herkes eşcinselliğe odaklanıyor, asıl mesele eşcinsel arkadaşlarımız, kimse onların dertlerini ve acılarını paylaşıp, yüreklerine dokunmuyor, "tedavi olmak istiyoruz" çığlıklarına ses vermiyor, yaralarına merhem olmuyor. Çünkü ruh sağlığı profesyonelleri eşcinsellik konusunda ikiye bölünmüş durumdadır. Ne yazık ki eyleme vurmayan eşcinsellik, geçici eşcinsellik ve yalancı eşcinsellik olarak tanımlanan alt tiplere giren eşcinsel arkadaşlarımızın, eşcinsel yönelimlerini değiştirmeye yönelik herhangi bir tedavi girişimini etik bulmayan ve başarılı olma şansı olmadığını iddia eden bazı cinsel terapist veya hekim arkadaşlarımız; eşcinselliği normal bir durum olarak lanse etmekte, istemeyerek veya bilmeyerek eşcinselliğin yaygınlaşmasına zemin hazırlamaktadırlar. Bir cinsel terapist eyleme vurmayan eşcinsellik, geçici eşcinsellik ve yalancı eşcinsellik olarak tanımlanan alt tiplere giren eşcinsel arkadaşlarımızın yürekten değişim isteğine kayıtsız kalmamalıdır ve "yeter ki inan ve iste, başarabilirsin" diyerek elinden geldiğince ona yardımcı olmalıdır. Cinsel terapistler için, farkında olmadıkları homofobik tutumları kadar eşcinselliği üçüncü bir cinsiyet olarak tavsiye etmeleri de kaygı verici bir davranıştır.
"Eşcinsellere karşı değiliz"
CİSED olarak eşcinsellere karşı değiliz. Eşcinsellerin kendi haklarını koruyabilmekte karşılaştıkları sorunlarla daha kolay başa çıkabilmeleri için haklarını savunmaları gerektiğine inanıyoruz. Eşcinsellerin saygın ve ahlaki değer yargılarına uygun yaşam tarzlarına, örgütlenme haklarına, varoluş ve özgürlük mücadelelerine saygı duyuyoruz. Ancak eşcinselliğin doğal bir eğilim ve normal bir durum olduğunun ilan edilmesine, yaygınlaştırılması veya özendirilmesi çabalarına, topluma bir model veya üçüncü bir cinsiyet olarak sunulmasına karşıyız. Bu bağlamda medyaya, cinsel terapistlere ve hekimlerimize görevler düşmektedir. Çünkü insanlığın karşı karşıya bulunduğu sorunların kaynağında; emperyalizmin ekonomik, siyasal ve varoluşsal boyutlarında sömürüsü bulunmaktadır. Sömürü dengesizliklere neden olmakta, yabancılaşma sorununu beslemekte, yabancılaşma insanı insan olarak tanımlayan alt argümanlarda tahribatlara yol açmakta ve bencil-hırslı insan tipini ön plana çıkartmaktadır.
Kimse tedaviye zorlanamaz
Eğer kişi eşcinsel yöneliminden rahatsızlık duyuyorsa ona tedavi şansının sunulması gerektiğini söyleyen CİSED Genel Başkan Yardımcısı Psk. Gülüm Bacanak; ''Eşcinselliğin bazı tiplerinin tedavi edilebilir bir hastalık olduğu hakkındaki görüşümüz birçok kişi tarafından insan haklarına uygun bulunmamaktadır. Asıl insan haklarına aykırı olan ''ben böyle mutlu değilim, yaşamak istemiyorum, eğer bu duygu ve düşüncelerim devam ederse intihar edeceğim'' diyen kişilere ''sen böylesin ve böyle kalmalısın, başka seçeneğin yok'' demektir. Kimse istemediği bir şeyi yapmaya zorlanamaz, kimse tedaviye de zorlanamaz. Ancak kişiler değişmeyi istiyorlarsa onlara bu hak verilmelidir.'' dedi. CİSED’in mail ve telefonlarına eşcinselliğin tedavisi konusunda her gün çok sayıda soru geldiğini söyleyen Psk. Bacanak; ''Eşcinsel yönelim konusunda en fazla ergenlerden, yaşadıklarından pişmanlık duyanlar ve eşcinsel olma korkusu yaşayan kişilerden mail ve telefon gelmektedir. Ergenlik döneminde özellikle 12-18 yaş arası gençler hemcinslerine karşı duydukları ilgiden endişelenmekte ve bunun için çözüm aramaktadırlar. Ergenlik döneminin en temel özelliklerinden biri cinsel kimliğin şekillendiği dönemlerden biri olmasıdır ve bu dönemde gençler bazen kendi cinslerine de ilgi duyabilirler. Bu gençlere “sen eşcinselsin” demek ne kadar doğrudur? Yine özellikle obsesif kompulsif bozukluk (OKB) tanısı almış kişilerde de eşcinsel oma takıntısı fazlaca görülmekte ve bu kişiler hemcinslerine karşı en ufak bir tahrik duygusu hissettiklerinde paniğe kapılmaktadırlar. OKB yüzünden eşcinsellik takıntısına sahip bir kişiye de “sen eşcinselsin” demek doğru olmayacaktır.'' dedi.
Kendini kabullenmiş birey zaten tedaviye başvurmaz
CİSED olarak vurgulamak istedikleri konunun ''tüm eşcinseller tedavi olmalıdır'' olmadığını ve sadece bu durum yüzünden acı çeken kişilere destek verilmesi gerektiğini savunduklarını belirten CİSED Genel Sekreteri Psk. Dnş. Fatma Ayrık; “Biz eşcinselliğin altında yatan nedenin ne olduğunu kişinin eşcinsel yönelim terapisi ile keşfetmesini sağlamaya çalışıyoruz. Terapi süreci kişinin kendini adamasını gerektiren ve uzun soluklu bir süreçtir. Tedavi 6 aydan başlayıp 6 yıla kadar devam eden uzun bir süreçtir. Bunu istemeyen bir birey zaten tedaviye başvurmaz ve terapiye devam etmez. Bu nedenle eşcinselleri tedaviye zorlamak mümkün değildir, çünkü önce değişmeyi kişinin kendisinin istemesi gereklidir.'' dedi.
Çok seviyesiz eleştiriler yapılıyor
CİSED olarak eşcinselliğin bazı tiplerinin bir hastalık olarak ele alınabileceğini ve kişi isterse de tedavi edilebileceğini savunuyoruz. Hal böyleyken, bir takım kişi ve kuruluşlardan gelen tepkilerde kullanılan dil ve “Eşcinsellik Kader Değildir” adlı kitabımıza karşı gösterilen tutumlarda; haset, kıskançlık, alaycılık, agresiflik ve seviyesizlik görüyoruz. Böylesine sert duygusal bir atmosferde eşcinsellik gibi ülkemizin çok önemli bir meselesi hakkında kendi görüşlerimizi dile getirmemiz ne kadar mümkün olabilir? Yurt dışı otorite destekli bilimsel yaklaşım iddiası (!), bazı kişileri ve kurumları nasıl böyle muhafazakâr ve tutucu kılabiliyor, üzerinde düşünmeliyiz. Ayrıca eşcinselliğin bir hastalık olmadığını, psikoloji bilimi ya da eşcinseller adına, insan hakları ve özgürlükleri bağlamında savunurken, eşcinselliğin bir hastalık olduğunu düşünenlere de neredeyse bir cadı muamelesi yapılması ve buna bağlı olarak bir linç psikolojisiyle hareket edilmesi açıklanması gereken önemli bir çelişkidir. Eşcinselliğin bir hastalık olmadığını sürekli olarak yurt dışındaki otoritelere dayanarak açıklama biçimi de doğru bir yaklaşım değildir. Türk ruh sağlığı profesyonellerinin kendilerine ait görüşleri de olmalıdır. Çünkü yurt dışındaki otoriteler eşcinsellik hakkındaki görüşlerini bilimsel verilere göre değil tamamıyla ideolojik yaklaşımlarına ve kapitalist sistemin dayatmalarına göre oluşturmuştur. Bu nedenle başta Diyanet İşleri Başkanlığı ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığımız olmak üzere, medya ve sivil toplum kuruluşları, deve kuşu gibi başlarını kuma gömmekten vazgeçmeli ve eşcinsellik gerçeğini kabul etmelidirler. Çünkü eşcinsellik karşısında yararlı olmayacağı apaçık ortada olan kaçamak bir yola sapmak, ülkemiz için iyi bir seçim olmayacaktır. Biz ruh sağlığı profesyonelleri arasında yapılacak bir anket çalışmasında, eşcinselliği bir hastalık olarak görmeyenlerin azınlıkta kalacağını, eşcinselliği bir hastalık olarak görenlerin sayısının ise çoğunlukta olacağına inanıyoruz.
"Tedavi olma hakkı" evrensel bir insan hakları meselesidir
Eşcinsel eğilimlerinin üstesinden gelmeye çalışan kişiler, dünyada hızla yayılan eşcinsel hakları hareketleri tarafından görmezden geliniyor. Hiç de azımsanmayacak sayıdaki tedavi olmak isteyen eşcinseller, destek alma veya terapi görme imkânlarından mahrum bırakılmaktadırlar. Hatta bazı hekimler ve cinsel terapistler, yaşadıklarından rahatsızlık duyan ve tedavi arayışına giren eşcinsel hastaları "bu sizin cinsel tercihiniz, değiştiremeyiz veya eşcinselliğin tedavisi yok" diyerek geri çevirmektedir, normal dışı davranışları hoş göstermeye çalışarak eşcinselliğe teşvik etmektedirler. Ayrıca en temel insan hakları meselelerinden biri olan sağlık hizmetine ulaşma ve yararlanma hakkı da çiğnenmektedir. Çok yanlış bir şekilde eşcinselliği tek bir yapı olarak ele alan bu kişiler; eşcinsel lobinin baskısıyla ABD ve Avrupa Birliği buyurduğu için; tıp adına, bilim adına, etik değerler adına, binlerce genci ziyan etmişlerdir, onları içinden çıkılmaz çelişkilere ve acılara yönlendirmişlerdir. Normal bir hayat yaşayabilecek gençleri, yanlış bilgilendirmeler ve yönlendirmelerle sıkıntılarla dolu bir sürecin içine sürüklemişlerdir. Avrupa Birliği fonlarıyla desteklenen bu tavır, Türk aile yapısına yapılan ciddi bir saldırıdır. Ancak bunlara rağmen, eşcinsel eğilim, dürtü, duygu ve davranışlarından acı çeken, bunaltı duyan ve tedavi olmak isteyen kişilerin, her geçen gün daha fazla artan bir oranla, tedavi olma arayışına girdiğini görüyoruz. Ruhen ve bedenen sağlıklı olmak doğal bir insan hakkıdır. Ancak herkes bilerek ya da bilmeyerek yaptığı bazı davranışlar da dâhil birçok etken yüzünden ruh sağlığını ve sağlıklılık halini yitirebilir, hastalanabilir ve tedavi olmak isteyebilir. "Tedavi olma hakkı" evrensel bir insan hakları meselesidir. Bu aşamada eşcinsel dernekler ve organizasyonların, tedavi arayışındaki ve tedavi sürecindeki kişileri dışlamaması ve "hain evlat ökkeş" olarak deşifre etmemesi; eşcinsel hakları mücadelesini meşrulaştırmak ve toplumsal destek bulabilmeleri için yapacakları önemli bir katkıdır.
Eşcinselliğin görülme oranı %12
ABD'de yapılan araştırmalar, erkeklerin %20'inde, kadınların ise %18'nde eşcinsel eğilim olduğunu göstermektedir. CİSED’in 2004 yılından beri yaptığı ve şu an itibarıyla 5000 kişiye ulaşan Eşcinsellik Anketi'ne göre; ülkemizde eşcinsellik oranı %12 gibi gözükmektedir. Ancak konunun hassasiyeti ve gizli eşcinsellerin sayısı göz önüne alındığında bu oranın daha fazla olması muhtemeldir. Peki, ülkemizde her on kişiden birinde eşcinsellik sorunu varsa, bu insanlar isteyerek mi eşcinsel oldu? Bir o kadar insan da hangi nedenle eşcinsel oldu? Tüm bu soruları kendimize sorup, vicdanlarımızla hesaplaşmanın zamanıdır. Hangi gerekçeyle olursa olsun, bu sorunun tartışılmasına engel olmak ve tedavi arayışındaki eşcinsel arkadaşlarımızın taleplerine kayıtsız kalmak, “eşcinsellik hastalık değildir” diye görüş açıklamak, topluma ve özellikle de annelere yapılacak en büyük kötülüktür. Çözümün adı tartışmaktır.
Yazdır










